Bir Anneler Günü Hatırası

kurgu dünyası
Güneşin gözlerimin mahmur perdelerini aralayabilmek için çok fazla uğraşmasına gerek kalmadı bu sabah, çoktan uyanmıştım. Bir koşu yüzümü yıkadıktan sonra hemen telefona sarıldım günün anlam ve önemi için. Yıllardır annemle anneler gününü birlikte geçiremiyor olmanın verdiği buruklukla en azından erkenden aramak, ona ulaşmak istedim yine bir önceki sene gibi.

Aradım, uzun uzun çaldırdım. Muhtemelen telefonunu yine çok uzaklarda unutmuştu. Cevap verdi en sonunda yorgun sesiyle:

“Efendim, Anneciğim?”
“Anne…” dedim, “Anneler günün kutlu olsun.”

Telefon konuşmalarında çok kötüyümdür hep. Aklımdan ne kadar güzel sözler geçse de, içimde türlü türlü methiyeler dizsem de; telefonda o çok uzaklardan yankılanan sesleri duyduğumda kaskatı bir donukluk tüm ses tonumu ve tavırlarımı değiştiriverir. Ama o; benim çatlayan sesim (sabahları kahve/çay içene kadar çatır çatır çatlayan bir ses tonuna sahibim üzerinize afiyet) ve robotumsu kutlayışıma hiç aldırmadan şöyle diyebildi:

“Ah, anneciğim, bunun için mi kalktın bu kadar erkenden? Yatsaydın kızım, uyusaydın, yorgunsundur sen…”

Eh be Anne!... Bırak da bugün düşünme beni.

“Çok teşekkür ederim, güzel kızım.” diyerek devam etti.

Bende hala tık yok tabi bu arada. O yeni uyanmışlığın verdiği mahmurluk ve düşüncelerimin önündeki antipatik duvar beni öylesine bloke etmişti ki dut yemiş bülbül gibi öylece dinliyordum annemin sesini. ..

Olsun; dinlemek, dinleyebilmek de güzeldi. Onun orada olduğunu, benim telefonu çaldırdığımda açacağını, bana her zaman ismime taktığı tatlı eklentilerle hitap edeceğini bilmek de güzeldi. Bu anın tadını çıkardım. Penceremden dışarıyı seyretmeye başladım, gökyüzü daha da bir güzelleşmişti şimdi. Annemin sesi, bir Pazar sabahı, sakin esen rüzgar ve yaramaz ışınlarını perdemin eteklerinde dalgalarından sıcacık güneş…

Her fırsat bulduğumda, sevdiklerime sevdiğimi söyleyebilen biri değilimdir. O an bunu gerektirdiği ya da söylemem gerektiği için değil; söylemek istediğimde söylerim…

Bugün de öyle oldu. Söylemedim anneme onu ne kadar sevdiğimi. Çünkü yarın söylemek geçti içimden; durup dururken, öylece söylemek istedim. Daha çok mutlu olacaktır yarın ‘Seni Seviyorum’ dediğimde, eminim. Sırf ‘Anneler Günü’ olduğu, onu hatırlamam gerektiği, onu sevdiğimi hissettirmem icap ettiği için değil; zihnimin çok daha berrak olacağı bir zaman diliminde içimden geldiği için söyleyeceğim…

Ben böyle düşüncelere kapılmışken, annem telefonun çıplak somutluğunda benimle konuşmaya devam ediyordu:

“Sesin çatlamış yine, Pamuğum. Çayını, kahveni iç de kendine gel. Bugün; Pazar, evde oturma bütün gün. Dışarı çık da havanın tadını çıkar…”
“Peki, Anne.” dedim.

Sonra rutin konuşmalarımıza başladık her zamanki gibi. Ve birkaç dakika sonra görüşme bitti. Bugün ‘Anneler Günü’ diye tekrar ettim kendime. Çocuklarını kendilerinden bile daha çok seven insanların günü. Sadece annelerin değil, babaların da günü aynı zamanda; ve hatta çocukların.

Bu gibi günlerin hikayelerini bizler yaratıyoruz sevgimizin, merhametimizin, fedakarlıklarımızın büyüklüğü ile…

Elbette bütün anne babalar ve dahi evlatlar mükemmel değildir. Herkes sevdiği kadar sevilecektir bu dünyada. O yüzden; sizlere sesleniyorum, şanslı olanlar. Ne şanslıyız ki çok sevildik, sevildiğimizi hissettik. Siz de çok sevin onları, sadece sevilmeye ihtiyaçları var. Sevdiğinizi söyleyin, çekinmeyin. Ve sadece bugün değil, bugüne özel olmasın bu telefondan yapılan kutlamalar, gönül almalar. Kurye ile ya da elden teslim edilen çiçekler, hediyeler. Çünkü bütün hikayelerimizin ve varlığımızın ardında onlar var; annelerimiz.  Bizim hikayelerimiz onların sıcacık kollarında başladı…

Tüm annelerin, anne olmayı bekleyenlerin ‘Anneler Günü’nü kutlarım…

Sağlıcakla kalın...

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen paylaşmayı ve yorum yapmayı unutmayın 😉

Yorumlar