Etki ve Tepki - Monolog Hikaye 2. Kısım

, , Yorum Yok

Part 2/2

O her şeyin sahibiydi, dünyadaki her şeyin ve tüm benliğimin. O tepkilerimin nedeniydi ve etkilerimin de biricik galibi…

Bildiğim tek şey; ona aşık olduğumdu, kabul etmiştim artık. Ona aşıktım. Oysa, ondan bana karşı en ufak bir ilgi bile görmemiştim ve işin garip tarafı; kendim de hiç böyle bir ilgi göstermemiştim. O halde, nasıl olmuştu da aşık olmuştum ona durduk yere?

Yine cümlelerimin sınırlarını zorladım. Bir şeyleri kaçırıyor olmalıydım. Atladığım önemli bir şeyler vardı mutlaka. Kendi kendime aşık olacak kadar sapıtmamıştım daha. Bu duyguyu ancak kendi açımdan değerlendirebilirdim çünkü ondan bir karşılık görmediğim gibi kendim de onunla ilgilenmemiştim. Daha çok davranışlarına ve sarf ettiği kendini beğenmiş cümlelere öfkelenirdim ve bu öfke tutku derecesinde bir nefrete dönüşemezdi. Bu olamazdı. Kızgınlığım on saniye bile sürmüyordu.

Birilerine gerçekten çok ama çok sinirlenirseniz ya da kırılırsanız, kalp kırıklığınızın boyutu onlara olan duygularınızın derinliğini belirlerdi. Halbuki, biz onunla sığ sularda bile yüzmüyorduk. Ne o bana karşı yakınlık duyabilirdi, ne de ben ona bir duygu derinliğiyle cevap verebilirdim.

O zaman sahiden de atladığım bir ayrıntı vardı. Şeytanın kendine çok mükemmel bir gizlilikle yaptığı ve benim onu görememem için ustaca gün ışığına çıkmaktan kaçındığı bir ayrıntı vardı. Şeytan gülümsüyor ve onu bulmamı bekliyordu.
Ona istediğini vermeliydim.
O ayrıntıyı bulmalıydım.
    
Tekrar kahramanıma baktım. O kadar çok gülüyordu ki, kahkahaları karşı takımdaki kardeşlerini bile güldürmüştü. Kesik kesik ve derin nefesler alarak kahkaha atıyordu. Farklı bir gülüş şekliydi bu. Daha önce dikkat etmemiştim. Biraz uzağımda olmasına rağmen, cüretkâr tebessümüyle teşhir edilen çukurlukları da yeni fark etmiştim. Gamzeleri yanaklarındaki ateşi gölgeliyordu. Elini alnına götürdü ve bir kahkaha daha patlattı. Yumruklarını dizlerine koyarak biraz eğildi ve dinlenmeye çalıştı. Yorulmuş olmalıydı…
      
Yine dalıp gitmiştim. Beynim düzgün çalışmıyordu bu sabah nedense. Ona nasıl aşık olduğumu bilmiyordum ama aşık olduğumu biliyordum. Aslında  hafızamı zorlarsam öğrenebilirdim belki.
     
İradem devreye girdi ve yönetimi tekeline aldığı gibi ben de rüyalarımın tapılası karakterine dik dik bakmayı kestim. Gözlerimi yumdum, şeytanla iletişim kurmalıydım ki bana benim bilmediklerimi anlatabilsin. Düşüncelerim hafızamı dün geceye yolladı. Çok özel bir şey bulamadım. Herhangi bir tuhaflık yoktu. Hatta dün gece şu on saniyelik öfke patlamalarımdan birini yaşamıştım o kadar. Bu patlayışın sebebi kesinlikle oydu ama ona neden kızdığımı hatırlayamadım. Ablam beni kızdıracak bir şey söylemişti.
      
O şey neydi?
İşaret parmaklarımı şakaklarımda gezintiye çıkardım. Hatırlamak zordu. Hala sersem gibiydim. Tabi diğer bir neden de söylenen şeyin beynime kaydedilebilecek kadar önemli olmamasıydı.
      
Dün gece her zamanki gibi sıradan bir şekilde geçmişti. Biraz daha kurcaladım ama bu sıradanlığın içinde bir yerlerde olağan dışı bir tuhaflık yakalayamadım. Erkenden yattığımı biliyordum ve gerisi de zaten kapkaranlıktı. Zihnim ve ruhum uykuya dalmıştı.
    
Elimde gördüğüm rüyadan başka elle tutulur bir şey yoktu. Artık yorulmuştum.
Pes ettim. Hatırladığım tek şey rüyamdı. Onu öyle ayrıntılı hatırlıyordum ki, olan bitenleri yaz geceleri izlenen filmler kadar capcanlı görüntüler halinde izleyebilirdim düşüncelerimde.
    
Oysa gerisi koca bir sıfırdı. Beynimde sadece rüya vardı ve onun kapladığı alan diğer her şeyi silip süpürmüştü. Sanki bir çöp kamyonu izni olmadan bir sokağa girmiş ve bütün çöp tenekelerini çabucak boşaltmış, çöplerin üzerine sinmiş yaşanmışlıklarla çekip gitmişti.
     
O an bomboş hissettim. Anılarım sadece dün gece gördüğüm rüyadan ibaretmiş gibi. Hayatımın amacı ve tek geleceğim o rüyanın anılarındaymış gibi. Ben ancak ve ancak bu soyut gece düşüyle var olabilirmişim gibi…
      
Korktum, bu düşün hayatımı bir anda etkileyebilmesinden korktum. Hiçbir yerim yoktu boş olan anılarımdan başka, ama o bana sığınmıştı ve olmayan yeri eliyle koymuş gibi bulmuştu. Sanki o yer orada en başından beri varmış ve ben onun ne kadar boş ve yalnız olduğunu hiç fark etmemişim gibi….

Düş her şeyi olması gereken boşluklara yerleştirmiş ve bana bomboş anılar bırakmıştı adeta.
Yine anlamıştım…
       
Ona nasıl aşık olduğumu anlamıştım. Şeytan bana hınzırca göz kırptı ve kollarım elektrik akımına uğramışçasına kalkıp inmeye başladı. Kollarımla birlikte kalbim de harekete geçmişti.
    
Bir delinin kalbi ne denli deli atabiliyorsa, benimki de aynen öyle tekliyordu. Bu tekleyişi kulaklarımda hissettim ve sakince duraksadım. Artık biliyordum. Yeni bir şey daha öğrenmiştim. O boşluk nasıl dolmuştu anlamıştım.
      
Ona aşık oluşum ne kadar saçma sapan ise, bu duygunun oluşum şekli ve zamanı da o kadar saçmaydı. Ne yazık ki, aşık olunabilecek en yanlış zaman dilimini seçmiştim.
      
Bu zaman dilimi dün akşama ait değildi. Ama bu sabaha da ait değildi. Bunu itiraf etmeye kalkışmak bile bir çeşit paranoyaydı ama maalesef göz ardı edemezdim. Kendime yalan söyleyemezdim. Belki dünyanın görüp görebileceği en büyük insan topluluğuna, yani milyarlarca kişiye, aynı anda ve bir çırpıda milyarlarca yalan söyleyebilir ve onları kandırabilirdim.
Ama ben bana yalan söyleyemezdim.
Dün akşam değildi, bu sabah da değildi…
  
Derin bir nefes aldım ve tuttum. Çünkü, ona olabilecek en garip şekilde, gerçekte var olmayan bir hikayeye ait olan ve şu an inanmakta güçlük çektiğim onlarca seneyi onunla birlikte yaşamış olduğum yaşamı da içinde barındıran bir düşte aşık olmuştum.
     
Dün akşam beni niçin sinirlendirdiğini hatırlayamadığım o erkeği bir gece boyunca sevmiştim hem de taparcasına, ta ki sabah oluncaya kadar…
     
Önceden bana sevilesi en zor kişi gibi görünmüştü aslında. Ama uykuya daldığımda her şey değişmiş olmalıydı yüz seksen derece.
     
Rüyamın her salisesi durmaksızın canlanmaya başladı yine beynimde. Görüntülere engel olmadım, olmak istemedim. Tam tersine her anın tadını çıkararak izledim bu defa yaz gecesi düşümü.
     
Son sorum da cevabıyla beraber siliniyordu artık düşüncelerimden. Niçin aşık olduğumu deşmeye hiç gerek kalmamıştı ki. Huzurla silindi ve gitti.
     
Sadece rüya bile olsa, beni hayatı pahasına korumaya çalışan ve cehennemin amansız kapıları sonsuz bir bekleyişle üzerimize kapanırken, bir an dahi korkmayan bir sevgiliydi o, hatırladıklarım arasında. Her şeye karşı gelmiş ve ölümün üzerine yürümüştü, sırf ölüm meleği bana uğramasın benim yerime onu alsın diye. Öyle büyük bir fedakarlık ve özverisi vardı ki, ona acımak istesem, en affedilmez günahlardan birini işlermişim gibi gelmişti, sanki benim için ölmek onun yaşamak için tek sebebiydi.
     
O benim ruhumdu, o ölürse ben de yok olurdum. Ben onun ruhuydum ve benim yok olmamı görmektense, diri diri gömülmeye razı olurdu.
     
Düşüm öyle bir düştü ki, o  soyut hayaller bana ruhumu bulmuştu ve ben de onu dünyadaki en güzel şey addedip tereddütsüzce kalbime kondurmuştum.
     
Bunun adı aşktı ya da başka bir şey. Onsuz olamazdım ve onunla olmayı seçmiştim, yani ölmeyi. Ömrümün en kötü ve karanlık günlerini yaşarken sevmiştim onu ve o da beni asla pişman etmemişti. Ondan öncesi yoktu, her şey onunla başlamıştı.
Ondan sonrası yoktu, çünkü zaten o hep benim içimde var olmuştu.
     
Bu öyle bir aşktı ki, gözlerimi onun yanı başında kapatmıştım rüyam biterken...
Derin bir iç çektim, hatırladıklarım nefesimi tıkamıştı, boğazım yanıyordu ve canım acıyordu. Düşümün sahnelediği anılar da silindi düşüncelerimden ve ben öylece kalakaldım. Yine bomboş hissediyordum kendimi. Adeta birinin orayı doldurmasını bekliyordum ve asıl canımı yakan da buydu. O tapılası sevgili bu boşluğu hiçbir zaman doldurmayabilirdi.
    
Ama kendimi artık daha iyi tanıyordum. Duygularımı ölçtüm usulca. Gerçekleri terazi belirleyecekti…
     
Onunlayken dopdoluydum ve acı çekmiyordum, oysa şimdi yağmurun yıkadığı bir sokak kadar kuru ve ıslaktım. Bomboş bir kuruluk ve bomboş bir ıslaklıkla sarmalanmıştım.
Onunlayken mutluydum ve bir ruha sahiptim, ama o yokken olabildiğince karamsar ve neşesizdim. Birileri ruhumu en gizli kimliğiyle birlikte çekip tüketmişti.
Onunlayken yaşıyordum, oysa artık bir ölüden farkım yoktu.

Kararımı verdim...
Kalbim söylenmesi gerekeni fısıldadı kulağıma.
Ben uykuya ölüme yatarcasına dalmış ve yeniden hayat bulmuş bir ruhla uyanmıştım.
Tüm gecemi ona taparak geçirmiş ve bu sabah gözlerimi asla unutmak istemeyeceğim bir sevgiyle ona derinden bağlı olarak, aşık olarak açmıştım...
Kurgu Dünyası (Her hakkı saklıdır)

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen paylaşmayı ve yorum yapmayı unutmayın 😉

0 yorum:

Yorum Gönder

Birkaç Önemli Not:

1-Yorumlarınız benim için çok değerli. Bloğuma destek olmak adına olumlu-olumsuz yorum bırabilirsiniz ve de bloğumu takibe alabilirsiniz.
2- Profil üyeliğiniz olmasa bile Adı/Url sekmesini seçip kendi belirlediğiniz Url ya da isimle ve son olarak da Anonim profil seçeneği ile yorum yapabilirsiniz.
3- Öneri, görüş ve düşünceleriniz için "İletişim Formu" aracılığı ile mesaj gönderebilirsiniz...
4- Yorumunuza gelecek cevabı takip edebilmek için "beni bilgilendir" kutucuğunu işaretleyebilirsiniz.

İyi Okumalar Dilerim...

Yorumunu Smiley ile Renklendir